
Hakan Fidan KKTC sessizliğini bozdu: Ailevi konuları kamuoyunda tartışmıyoruz
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, dört Türk devletinin KKTC'yi işgalci olarak kabul etmesi hakkındaki soruyu yanıtladı. Fidan, Türk devletleri ile Türkiye'nin arasını bozmak isteyen 'maksatlı çevreler' olduğunu söyleyip, "Biz prensip olarak, ailevi konuları kamuoyu önünde tartışmamayı tercih ediyoruz" dedi.
- Ege Postası
- 24.04.2025 - 15:49
Hakan Fidan, dört Türk devletinin KKTC'yi işgalci olarak kabul etmesi hakkında konuştu:
Türk dünyasına yönelik, çalışmalarımız kesintisiz devam etmekte. Özellikle Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, son yıllarda Türk dünyası ile iş birliği çalışması büyük bir atılım, hatta adım atılarak tarihe diğer adımlarla bir araya geldiğinde devasa adımlardır. Anadolu'nun merkezinde kurulan, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin, Sovyetler Birliği döneminde de Türk dünyası ideali olmuştu. Bugün bağımsız Türk cumhuriyetleri varken de Türk dünyası ideali var. Bundan sonra da Türk dünyası ideali olmaya her zaman devam edecek.
Bu yolda Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yapılan çalışmalar kesintisiz bir şekilde devam etmekte. Bizim bu idealimiz tabii ki asla zayıflamayacak. Son yıllarda meydana gelen küresel gelişmeler ve Orta Asya'daki kardeşlerimizin ortaya koyduğu kapasite gelişmeleri, çalışmaları, ilerlemeler, küresel aktörlerin dikkatini çektiği gibi AB'nin de Orta Asya'ya olan ilgisini bariz bir şekilde artırdı.
Bu bizim açımızdan anlaşılabilir bir durum ancak bu karşılıklı ilginin AB tarafından istismar edilmeye çalışıldığını gördüğümüz alanlar da var. Elbette biz bu gelişmeleri tüm boyutlarıyla yakından takip ediyoruz.
Gerekli girişimleri yapıyoruz, dostlarımızla temas halindeyiz, görüş alışverişi halindeyiz, bilgilendirme halindeyiz. Türk dünyası idealimize uygun bir biçimde hareket etmeye devam edeceğiz. Fakat burada başka bir sorunsal var, değerli arkadaşlar.
Bu son olaydan hareketle aramızı bozmak isteyen bazı maksatlı çevreler, bu sorunu bizim açıktan kamuoyunun önünde tartışmamızı istiyorlar.
Biz prensip olarak, ailevi konuları kamuoyu önünde tartışmamayı tercih ediyoruz. Türk dünyasıyla aramızı bozmak isteyenlerin manipülasyonları bu açıdan başarılı olmayacak. Buradan hükümetimize yönelik bir negatif, not yüklemeye çalışanların çabaları da başarılı olmayacak. Bu konuda attığımız adımlarla ve durduğumuz yerde Türk cumhuriyetlerine bizim gitmek istediğimiz istikameti belirlemiş haldeyiz, arkadaşlar. Bu konuda sağduyulu hareket etmeye devam edeceğiz. Her türlü konuyu aile meclisimizde ele almaya devam edeceğiz. Bu konudaki pozisyonumuz nettir. Kıbrıs Türkleri de büyük Türk dünyası ailesinin asli ve ayrılmaz bir unsurudur. Bu gerçek asla değişmeyecektir. Türk dünyası bir bütün olarak Kıbrıs Türk'ünün yanında olmaya devam edecektir. Bu konudaki politikamızı sabırla sürdüreceğiz. Herkesin aynı anlayış ve kararlılıkla hareket etmesi, ailemizi daha da büyütecek ve güçlendirecektir. Bu arada Kıbrıs konusu açılmışken, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile ilgili olan bazı, , son günlerde bazı çevrelerin ortaya attığı iddialar var.
Onlara yönelik de çabalarımız ortada. Doküman olarak, makale olarak, hükümet olarak, bakanlık olarak yaptığımız çalışmalar ortada. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'yle ortaya koyduğumuz çalışmalar, çabalar ortada.
Ama bütün bunların olmasına rağmen hala olmayan bir sorunu üretmeye çalışmak, olmayan bir,problemi varmış gibi göstermeye, ortaya koyma çabası aslında bu konuda gayret gösteren odakların ne kadar çaresizlik ve açmaz içerisinde olduğunu da gösteriyor.
2017'de Crans-Montana'da Rum tarafı Kıbrıs Türkleriyle siyasi gücü ve ekonomik refahı paylaşmayı reddetti.
O anılan planlar ortaya ret cevabı konulurken de böyleydi. 2017'de Crans-Montana'da böyle oldu. Bugün Sayın Başkan kendileri burada, değerli dostum da bu son süreci son derece iyi hatırlıyor. Kendisiyle de aslında bu konuyu içeride konuştuk.
Kendisi bana o dönem Kıbrıs özel temsilcisi olduğu için o günleri, tecrübelerini aktardı, vizyonunu anlattı.
O günden sonra Kıbrıs Türk tarafı federasyon modelinden çekilmiş durumda. Biz de sonuç vermeyecek müzakerelerle vakit kaybetmeyeceğimizi defalarca ifade ettik ve ondan sonra yeni bir model arayışında bulunmaya devam ediyoruz.
Geçtiğimiz Mart ayında Cenevre'de yapılan toplantıda federal model BM tarafından telaffuz dahi edilmedi. Bunun yerine biz, adadaki iki tarafın iş birliği yapabileceği alanlar üzerinde durduk.
Biz Türkiye olarak şunu görüyoruz: Bir taraftan adada bir dondurulmuş sorun var, iki tarafta kendi sınırları içerisinde, kendi idarelerini, yönetimlerini altında yaşamaya devam ediyor.
Ama birbirlerine karşı koydukları karşılıklı izolasyon adanın tüm refahını etkiler bir durumda ortaya başladı.
Hele son yıllarda Akdeniz'de meydana gelen jeostratejik, jeoekonomik gelişmeler dikkate alındığında, Kıbrıs adası Rum'uyla, Türkiye'yle giderek daha fazla bölgeden izole olduğu, yalnızlaşmaya başlayacak bir ada haline sürüklenmeye başlayacak.
Bunun yerine adadaki iş birliği ruhunun artırılmasının önemli olduğu konusunda, Birleşmiş Milletler'in vizyonuyla örtüştüğümüzü söyledik. Rumlar ve Avrupa Birliği ne derse desin, tükenmiş federasyon modeli artık masadan kalkmış durumda.
Bu model de biliyorsunuz, Rumlar tarafından ortadan kaldırıldı, her iki girişimde de. Ama Kıbrıs Türklerinin daha fazla izolasyonunu hedef alan, daha fazla imkansızlıklar içerisinde boğuşmasına sebep olan bir müzakere süreci, bir çözüm süreci, bir anlaşma süreci hiçbir şekilde kabul edilebilir, makul, mantıklı değildir.
Tabii ki Rum dostlarımızın iradesine saygı duyuyoruz. Onlar kendi seçimlerini yapmaktadırlar bu konuda. Ama biz garantör bir ülke olarak, ana vatan olarak kendi görüşlerimizi, kendi tavrımızı her zaman büyük bir netlikle ortaya koyuyoruz.
Biz bu konuda son derece netiz. Uluslararası toplumun getirdiği bütün çözüm önerilerine bugüne kadar biz hep "evet" dedik, bunun arkasında olduk, bunu yapabilecek tek siyasi lider Cumhurbaşkanımız idi. Hem başbakanlığı döneminde hem cumhurbaşkanlığı döneminde halktan aldığı o engin siyasi meşruiyeti, bu sorunun uluslararası standartlarla çözülmesi için irade olarak ortaya koyuyor, hükümetimiz de bunu yansıtıyor defalarca.
Fakat karşı taraf bunu reddetti. Bu geçen yıllarda her defasında Kıbrıs Türk'ünün izolasyonunun ortadan kalkmadığını biz gördüğümüz için bundan sonra artık yeni bir yol haritasıyla yolumuza devam etmemiz gerektiğini ortaya koyduk ve bu şekilde de gidiyoruz.
Dolayısıyla bu yönde yapılan aksi propagandalara, negatif propagandalara itibar edilmemesi önemlidir. buradaki görüşümüz son derece nettir. Bu konuda, biz Birleşmiş Milletler'le de görüşüyoruz, Yunanistan tarafıyla da görüşüyoruz.
Görüşlerimizi karşılıklı saygı temelinde ortaya koyuyoruz. Aynı görüşte olmayabiliyoruz ama ortak olunması gereken bir nokta: adada barışın, refahın ve sürdürülebilir kalkınmanın olmasını hedeflemenin başka yolları da var, bunu da hayata geçirmek mümkün.
Biz bu konudaki yapıcı politikalarımıza devam edeceğiz ama bu haklarımızdan vazgeçeceğimiz anlamına da gelmez. Diğer taraftan Doğu Akdeniz ve Ege'deki hak ve çıkarlarımızı da sonuna dek koruyoruz, değerli arkadaşlar. 2020 yılında kıta sahanlığımızın dış sınırlarını Birleşmiş Milletler nezdinde, biliyorsunuz, kayda geçirmiştik.
Kıta sahanlığımıza sondaj yapıldığı iddiası gerçek dışıdır. Öte yandan biz Doğu Akdeniz’deki kıta sahanlığımız içerisinde sismik araştırmalar yaptık, sondaj kuyuları da açtık.
Sondaj ve hidrokarbon arama konusundaki önceliklerimiz bilimsel temellidir. "Siz şu coğrafyada niye yapıyorsunuz, bu coğrafyada niye yapıyorsunuz?" vesaire konularını getiriyorlar ve bunları bilimsellikten, verilerimizden öte siyasete ve politik tartışmalara bağlayan bazı çevreler var. Bunu propaganda unsuru olarak kullanıyorlar.
Burada şunu ifade etmek istiyorum ki, bugün Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımız Karadeniz’deki Sakarya Gaz Sahası'na odaklanmıştır. Burada çok büyük bir alan var. Buradan ülkemiz enerji alanında büyük bir, menfaat elde etmekte ve oradaki yatakların geliştirilmesi, daha da yaygınlaştırılması, dolayısıyla ülke ekonomisine daha fazla katkı yapılmasına şu anda bir numaralı, enerji politika önceliğimiz olarak hayata geçirilmesi. Tabii ki diğer, önceliklerimizle, ekonomik ve yatırım imkanlarına göre hayata geçmeye devam edecek. Son olarak, deniz mekansal planlamamızı, Ege Denizi'yle alakalı söylüyorum, hazırladık. Bunu da Birleşmiş Milletler’in ilgili birimlerine sunacağız. Kıbrıs, Ege ve Doğu Akdeniz’de tek taraflı herhangi bir adıma veya oldu bittiye izin vermeyeceğimizi zaten herkes biliyor. Bunu defalarca söyledik, her seferinde söylemeye devam edeceğiz ama duymayanlara, yani kulaklarında vardır duymazlar, işitmezler, yapacak fazla bir şey yok. Yani propaganda mekanizmasına dönüşmüş ve hakları, hukuku tanımadan, bağımsız gerçekliğinden bağımsız, öyle olay görmek istedikleri için propaganda yapan insanlara kulak asılmaması tekrar önemli. Ben tekrar bu konuların önemine binaen, değerli kamuoyumuza bir kez daha hatırlatmak istedim.
Yorum Yazın